40 votes, average: 5,00 out of 540 votes, average: 5,00 out of 540 votes, average: 5,00 out of 540 votes, average: 5,00 out of 540 votes, average: 5,00 out of 5 (40 kişi puanladı, toplam puan: 5,00)
Puan vermek için giriş yapmalısınız.
Loading...
© Hürriyet Akın

Fotoğrafa ulaşmak, yorum yazmak için lütfen tıklayınız.

Bilemedim…

Yanlışlarım o kadar çokmuş ki…

Kimi eğitimli gençlerin çocuklarını ciddiye alıp onlara saygıyla yaklaştıklarında, çocuktaki özgüven gelişimini görünce anladım ki, bazı şeyleri yanlış yapmışım. Aslında bazı şeyleri değil, her şeyi!

Biz öğüt verilerek, azarlanarak, dövülerek büyütüldük ve aynısını yaptık. Bizi büyütenler; çocuğu adam yerine koymanın öneminin farkında değilmiş, bizler de olamadık.

Çocuğa ayrılan zamanın, onunla oynamanın, onun göz hizasına inerek ciddiyetle dinlemenin ve sorularını cevaplayıp ona her şeyi anlatmanın önemini ben bilmiyordum ki, babam bilsin?

Yeni yeni fark ettim ki çocuk bir şeyler yapmaya kalkarsa ona engel olmamak gerekiyor. Düşerse, düşsün, yaralansın, kırılacaksa bir eşya kırılsın, bunlar önemsiz, unutulur gider. Korkak ve pısırık yetiştirmenin daha büyük kayıp olduğunu ve bir ömrü ezdiğini anlamak gerekiyormuş.

Her çocuk ayrı bir dünya imiş, hata yaptığında ona kızmak değil, konuşmak ve onu anladığımızı hissettirmek onun için o kadar önemliymiş ki. Görüyorum ki, anlayışlı gençler çocuklarını yaratıcı, cesur ve güçlü karaktere sahip yetiştiriyorlar, bizler beceremedik.

Ailesince anlaşılmayan çocuğun, kendini dinleyen arkadaşlarına yöneldiğini ve onlarla dostluk kurduğunu çok sonraları görebildim. Artık o çocuklara aileleri erişemiyordu, arkadaşlarının kontrolüne geçmişlerdi. Ebeveynler kızgınlardı çocuklarına, aslında kendilerine kızmaları gerekiyor, çocuğun beklediği ilgiyi göstermemişler, ona yeterli zaman ayırmamışlardı.

Çocuklarımız oldu biz anneydik babaydık, biz büyüktük doğrusu yaşça büyükmüşüz… Oysa bilinç anlamında küçücük olduğumuzun farkında bile değilmişiz.

Çocuğu giydirmenin ve doyurmanın yeterli olduğunu zannediliyordu. Aslında salça sürülmüş ekmek bile açlığı gideriyordu. Şimdi anladım ki asıl doyurulması gereken ruhumuz imiş, ne yazık ki aç bırakılmışız ve aç bırakmışız. O açlık, ömrümüz boyunca bizim neslimizi aşağıya çekti durdu.

Sanıyordum ki, çokça konuşursam derdimi anlatırım. Meğerse öyle değilmiş, karşımdakini içtenlikle dinlersem beni anlayan dostlar kazanırmışım, kazanamadım geçti gitti…

Güler yüzlü olanların sorunlarını kolayca çözdüklerine tanık oldum. Gülümsemenin iletişimdeki önemini bilememişim. Meğer müşteriyi kaçıran asık surat, bizi çocuklarımızdan da koparıyormuş. Yanlış başladık ve alıştık, değiştiremiyoruz. Problemlerle boğuşup duruyoruz. “Kaderimiz” diye söylenip durduk boşu boşuna. Kederli bir yaşamı biz inşa etmişiz de fark etmemişiz.

Ancak anlayabildim Beyim, ancak! Çocuğa değer verildiğinde değerli olduğunun bilincine vardığını ve sorun değil çözüm üreten bir kişi olarak yetiştiğini.

Günümüzde kimi gençler okuyor, cep telefonlarından eğitimcileri izleyip bilinçleniyor. Elinde kitapla bir kenarda çay içen birisini görürsen ona saygıyla yaklaş olur mu? Selam ver, çayını iç, yemek ısmarla, sohbet et ve dinle onu… Göreceksin ki gençler içinde bazıları donanımlı, aydınlanacaksın

Hadi kal sağlıcakla…

Mikdat Besni

 

Mikdat Besni

Bir cevap yazın